
Evde oturmuş kitap okuyorum. Yaklaşık 80-100 sayfa okumuş olmalıyım ki ağırlık çökmeye başlamış. Olsun yine de zorlamam lazım kendimi, zorluk çekmeden olmuyor nihayetinde bu işler. Annemin seslenmesini duyuyorum. “Bağırması” desek de olur çünkü annemin ilk seslenmelerini genelde duymam ve 2’ydi 3’tü derken ses tonu artar, en sonunda annem nefesini iyice toplayıp “Serhaatt” diye bir çığlık koparır evin içinde. Yemeğe çağırdığına göre babam gelmiş olmalı. Odadan çıkıp uzunca koridordan yürüyor ve mutfağa varıyorum. Sofraya oturuyoruz ve her akşamki monoton süreç başlıyor. Az sonra sofradan kalkınca çay konulacak, televizyonun başına geçilecek, babam gazeteyi eline alıp sus pus oturacak, annemin gözleri televizyona çivilenmiş bişekilde biricik – belki de “bin”icik - dizisini izleyecek ve gökyüzüne yükselen uzay mekikleri gibi parça parça kopacak yanımızdan, arada da laf olsun diye muhabbet edecek bizimle ve babam yine susacak çünkü babam gazeteyi alırkan çoktan koptu parçalarından. Gözümün önünden geçen bu her zamanki süreçte bir şey eksik ama ne ? Benim aklımda bin türlü fikir, kendi kendime düşüncelerde boğuluyorum. Az sonra annem hiç konuşmuyorsun diye serzenişte bulunacak halbuki susmadım ki bugün hiç. Sürekli fikirlerde fikirler. Fikirlerime tez, tezlerime antitez, topluca bir sentez ve sentezime dost-düşman yeni bir fikir…"Yok mudur sizin köyde çeken fikir sancısı ?" diye soranlara ben varım. Sırasıyla yemekler gelip gidiyor. Ve annemin “oğlum salatadan yemedin hiç” demesiyle beynimde bir kıvılcım parlıyor. Buldum işte! Daha demin saydığım monoton süreçte eksik olan şeyi buldum: annem avuç içi büyüklüğünde doğradığı marulları ‘salata’ diye nitelendirecek. Benim salata kültürüm farklıdır, küçükçe doğranmış domates ve güzelce rendelenmiş havuç olmadan ben bir “salata” tadı alamam. Ama uzmanlar öyle demezmiş. Uzmanlar fazla bıçak vurmayın dermiş, uzmanlar bol yeşil renkte olsun dermiş, uzmanlar dermişki…
Uzmanların “soframdaki salatanın yeşilinin marulunun boyutunun şeyine” yaptığı tecavüz bardağımı taşıran damla oldu. İş yaşamımızı, aşk yaşamımızı, şey yaşamımızı - şeey… şey işte canım, neydi o, biz uyku diyelim sen istersen farklı şeylerle doldur – uzmanların belirlemesi yetmezmiş gibi “girilmedik köşe, bakılmadık bucak kalmasın, bulunsun o kafir” felsefesiyle hareket etmelerinden gına geldi. Neyi bulmaya çalıştıklarını bile tam olarak bilmiyorum. Üstelik garanti bilgiler de değil çoğu. Yarın – mesela 10 yıl kadar sonra – bir uzman çıkıpta: efendim meğersem iş hayatınızda bu türlü davranmanız, aşk hayatınızda şu türlü yaklaşmanız, salatayı küçük küçük doğrayıp tuz yerine şekere bandırmanız daha hayırlı imiş, biz öyle duyduk derse n’olcak? Kim verecek ulan bunların hesabını, kim ?
Abartma Serhat alt-üstü bir salata. Öyle mi? Öyle ya. Ama yaşamıma karışmaları? Bırak konuşsunlar, zarar gelmez. Benim salatama karışamazlar ama bukadarı da haksızlık yani di mi? Eh sende ilerde uzman ol da senden açıklama bekleyenlere; herkesin hayatı kendine, kimseye karışmıyoruz de, o o türlü giyinir, bu şu türlü giyinir gibisinden ilmi konuşmaları da iliştiriver açıklamaların sonuna tamam mı? Tamam.
Toplarsın değil mi oğlum? Sesiyle irkiliyorum annemin. Aceleyle tamamdır diyorum, en son kendime de aynısını dediğimden olacak. Annemler kalkıp içeri geçiyor. Neyi toplayacaktım? Anne rakamları tekrar alabilir miyim diye sorsam absürt olur. Rakamları geç. Toplamak? Sofrayı demiş olmalı. Az sonra salona geçince anlıyorum ki annemin yeni dizisi başlamış. Çetin Tekindor oynuyor, annem pür dikkat, ağlamaya da meyilli. Başlayalı 10 dakika kadar olmuş. Annemin laf olsun diye bikaç birşey konuşmasını benimde bilmükabil davranıp odama kaçmayı düşünüyorum. Annem “ne kadar akıcı ama değil mi?” diye iç geçiriyor. Adamlar yapmış ya, şeklinde bi laf geveleyip odama gitmek için ayağa kalkıyorum ve annem ışıkları normal seviyeye getirmemi istiyor. Ardından yapıştırıyor: uzmanlar diyorki televizyon izlerken ışık ayarınız…
Şimdi söyleyin, sizin uzmanınıs kim ?!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder