4 Ekim 2011 Salı

Ölüm ve Leylek

Kaç gündür ölümü hatırlıyorum ansızın. Ölüm fikri çatkapı geliyor hiçbir şey sormadan. Ölüm tasavvuru ölümden çok öldürüyor aslında. Rüyalarımda öldüğümü görüyorum, bazen bir kaza geçiriyorum, bazen kalp krizi geçiriyorum, bazen hiçbir sebep olmadan ansızın ölüp gidiyorum. Tabutumu görüyorum musalla taşında, yapmacıktan ağlayan dostlarımı görüyorum, imamı görüyorum ‘’ er kişi niyetine’’ derken. Çoğu zaman çığlıklarla uyanıyorum.
Düşündükçe ölüme ne kadar yakın olduğumu hatırlıyorum, ölüme ne kadar uzak olduğumu düşündüğüm günleri hatırlıyorum. Hayat böyle işte; bir şeye uzakken ‘’ aman salla daha çok var’’ diyorsun. Yaklaştığında da ‘’ aman Allah’ım artık çok geç diyorsun. Yavaş aktığı için zaman ilerlemiyor zannediyoruz. Ancak tekerlek tepeyi geçip yokuş aşağı hızlanmaya başladığında fark ediyoruz aktığını zamanın. Ve bir gün geliyor Cahit Sıtkı gibi ‘’Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz’’ diyoruz. suçu aynalara atıyoruz. Sonra anlıyoruz aynaların masum olduğunu, yalan söylemediğini hatta hayatta bizi olduğumuz gibi gösteren tek şeyin onlar olduğunu. Suyu yavaş yavaş ısıtılan kurbağalar gibi haşlandığımızda anlıyoruz suyun ısındığını.
Bir gün ölüm kapımızı çalacak. ‘’ kim o’’ diyemeyeceğiz belki. Belki, ‘’kim o’’ demeye gerek duymayacağız, kim olduğunu bileceğiz. Sonbaharda sararan yaprağın birazdan düşeceğini bildiğimiz gibi bileceğiz ölümün geldiğini. Bavulumuzu hazırlayacağız belki ama hazırladığımız bavulu alamayacağız yanımıza bu son gidişte. İlk defa bir yolculukta götürdüklerimiz değil götürmediklerimiz önemli olacak, dünyaya bıraktıklarımız önemli olacak.
Bir zamanlar Kenyalı bir arkadaşıma ‘’ yaşamak zor’’ dediğimde, bana ‘’ yaşamak zor değil, nasıl yaşadığın zor’’ demişti kıt Türkçesiyle. Yaşamı sürdürmek zor değil ama nitelikli yaşamak zor demek istemişti.
Dün mezarlığın yanından geçerken artık mezarlıklardan korkmadığımı farkettim. Bir nevi müstakbel dostlarım gözüyle bakıyorum onlara. Mezar taşının birinde isimi benimkine çok benzeyen birinin ismini gördüm. Kendi mezar taşımı düşündüm: ÜMİTCAN AK 2011. Gece de rüyamda gördüm ve yine çığlıklarla uyandım. Tülay uyanmadı bile, onun da uykusu çok ağır oldu bugünlerde. Ölü gibi yatıyor deyim yerindeyse.
Sabah işe giderken bir leylek gördüm. Ayağında kırmızı bir bez vardı, yanlış görmediysem eğer. Anadolu’da derler ki; leyleklerin ayaklarında kırmızı bez görülürse ölüme, beyaz bez görülürse evliliğe işaretmiş. Göç mevsimi de değil şimdi ne alakası var bu leyleğin. Bu kışın ortasında ayağında kırmızı bezle bu leyleği de gördüm ya, anladım ki; ölüyorum galiba.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder