26 Ekim 2011 Çarşamba

Mevt- Anlamlı İyilik mi Anlamsız İnat mı?


Sabah 12de kalkmış olmanın mutluluğu üstümde. Niye mutluluk ? Diyorum ki içimden bu sefer iyice dinlendim galiba sonuçta da hafta sonu değil mi? Sanki hafta sonu böyle çok uyuyunca hafta içi erken uyanmak kolaylaşacak kanısı var içimde. Ama yanıldığımı da biliyorum galiba. Kendimi kandırdığımı bile bile kandırmak. Velhasıl Sincan’a gitmem gerekli ve koyuluyorum yola. Bineceğim minibüste sadece 1 yer kalmış ve hemen kapıyorum orayı da. Başımı telefonuma gömüyorum ve kimseyi görmemezlikten gelme hallerine giriyorum. Birazcık kiloluca bir bayan hemen önümde fakat görmüyorum. İçimden bir ses zaten “buraya gelirken de çok yürüdün yorgunsun sen” demekte. Hemen içimden kendimi savunma halleri var üstümde. Galiba diyorum insan bir bahane üretmeli ki içinde barışık kalabilsin. Ya da yanılıyorum insan içinde asıl kendine karşı dürüst olmalı. Yaptığım uygun değil hiç etikte değil ama canım böyle yapmak istiyor. Bunumu demeliyiz bahanemi bulmalıyız ikilemi sarmış dört bir tarafımı. Aklıma kiloluca olan bayan acaba ne düşünüyordur hakkımda sorusu geliyor birden. Çok mu önemli? Galiba önemli benim için. Ve düşünüyorum da hiç iyi şeyler düşünmüyordur. Ama içimde anlamsız bir inat. Kalkmayacağım bu sefer. Bir gün önce arkadaşlarla bu konuyu konuşmuşuz ve demişiz ki: başına gelip “ayıp ayıp yer ver” diyen “gençlik ölmüş” manasında sözler söyleyen insanlar nereden biliyorlar ki belki oturan kişinin oturmaya ondan daha çok ihtiyacı var veya o gün çok kötü bir gün geçirdi vs. ama sorun şurda ki ben o kapsama girmiyorum galiba. Kendimi savunma çabalarım yine başarısız. Fakat oturacağım arkadaş yapacak bir şey yok. Belki de kendimce o anlamsız bakışları ve o “yer vermelisin” duruşlarını protesto etmekteyim. Bu düşünce inat yaptığım konuya bir anlam katıyor. Demek ki diyorum altında anlamlı bir şey varmış ki yapıyoruz, arkadaş biz boş iş yapmayız havası ve tabi bir kendini beğenmişlik. Minibüs boşalıyor vicdan azabı hemen geçiyor ve ortada protesto edecek bir şey kalmıyor. Sonuç olarak ikilemler, bahaneler, vicdanı susturmalar, kaldırmalar, konuşturmalar biranda sona eriyor. İneceğim durak geliyor. Düşüncelerimden sıyrılıp her şeyi unutuyorum. Artık tek düşüncem hedefe yürümek. Belki de diyorum çok düşünmek iyi değildir. Kim bilir belki de? Ama ne gelir elden?
Günün sonunda bir karar veriyorum. Artık içimdeki iktidar yaptıklarına bir bahane üretemesin diyorum. Bir muhalefet olsun, sağlam bir muhalefet, bahane bulma desin. Şunu şunu yaptın. Yaptığım iyilikleri bile içimden geldiği için yapayım diyorum. Ya da içimden o iyiliği yapmak gelmiyorsa hiç yapmayayım. Baskı olmasın iyiliğin nedeni. Ya da içimde ki bahane üretme kaygısı hiç olmasın. Bu daha anlamlı olsa gerek. Ama mümkün müdür bilemem dostlar.
Yoksa bu da mı yapmayacağım iyiliklere bir bahane üretme kaygısıdır? İşte onu hiç bilemem...

24 Ekim 2011 Pazartesi

Her sene 4.000 can


Terör, milletimizin kanayan yarası oldu çıktı. Tam unuttuk derken bir ateş parçası düşüverdi yüreklerimize. 30 yıl çektik, 30 yıl ağladık, 30 yıl konuştuk. Halkın galeyana ve oyuna gelmemesi, soğukkanlı ve vakur durabilmesi, doğu bölgelerinde yaşayan halkın Devlete açık desteği ve daha bir çok madde ile sayabileceğimiz “bilinçlenme” yüreğimize su serpti. Bu yazıda bahsettiğimiz terörü bir kenara koyup hergün gözümüzün önünden akıp geçen ancak alışmışlığımızdan kaynaklanmış olacak görmekte direttiğimiz bir teröre parmak basmak istiyorum: Trafik Terörü

Bu konu üzerine eğilme sebebim 22 Ekimde İstanbul Tem’de yaşanan trafik kazasında meydana gelen 9, 24 Ekimde Karsta yaşanan trafik kazasında meydana gelen 8 can kaybı. Tam da 26 şehit haberinin üstünden 2-3 gün kadar sonra böyle bir haberin gelmesi düşünmeye sevk ediyor. Ne yani, şimdi o terör de bu değil mi? Hakkâri’de bir grup teröristin yaptığı vahşeti İstanbulda ve Karsda bir tır yapmaya yetti. Bunun üzerine internetten ufak çaplı bir araştırma yaptım ve gördüm ki sonuçlar çok vahim.

Yapılan istatistiklere göre 2001 – 2010 yılları arasında, 10 yılda, her sene ortalama 4.000 – 4.500 kadar insan trafik kazasından yaşamını yitiriyor. 2007 yılında yapılan bir kıyaslamaya göre trafik kazalarında ölümlerde Avrupa da 1. , dünyada ise 5. sıradayız. Her sene 4000 can feda ettiğimiz bir sebep üzerinde acaba ne kadar hassasız? Medya da haberleri görünce “haa kaza olmuş, yazık” deyip geçmeyi biliyoruz sadece. Artık o derece sıradanlaştı bizim için. İlla meselenin üstüne gidip çözüm yolları aramamız için sebepler içinde “vatan koruması” olması veya bizlerden birinin başımıza gelmesi şart mı? Gencecik insanlar hayatlarının baharında vefat ettiler diye çok gözyaşı döktük, peki ya trafik kazalarında ölenler hep yaşlılar mı? 90 gün acemi eğitiminden geçen askerlerimizi çatışmaya gönderdik diye çok sitem ettik de kıytırıktan bir sınava girenlere ehliyet verip “trafikte çatışmaya” göndermedik mi?

Gel gelelim sebeplere, sonuçlara: Yapılan araştırmalara göre,

  1. 1. Her 1000 sürücüden yalnız 5 i trafik işaretlerini doğru biliyor. Bu da eğitim sistemimizin vahametini ortaya koyuyor. Ehliyet verilmesi konusunda çok zayıfız. Herhangi bir ehliyet kursuna yazılıp hiçbir derse girmeden sadece 1 haftalık bir çalışmayla (ve geçen senelerde çıkmış sorulara bakmakla) sınavı geçmek gayet kolay. Az bir pratikle direksiyon sınavı da gayet rahat verilebiliyor.
  1. 2. Alman teknik denetim kurulu ile karayollarının ortaklaşa yaptığı 12.000 küsür araç muayenesinde araçların % 80’i ağır kusurlu, sadece 54 ü kusursuz! Araç muayenesinde dönen dolapları duymayan bir Devlet mi kaldı yoksa bazı şeylere göz mü yumuluyor.
  1. 3. Gelişmiş Ülkelerde bulunan “Trafik Mühendisliği Bölümü” hiçbir üniversitemizde yok. Birkaç üniversitede inşaat mühendisliğinin kapsamına giren bir uzmanlık alanı olarak geçiyor.
  1. 4. Bayramlar bu konuda çok önem taşıyor zira trafik kazaları 9 günlük bayramlarda tırmanıyor. Son 5 yıldaki Ramazan Bayramı tatillerinde 431, Kurban Bayramı tatillerinde ise 502 kişi yaşamını kaybetti. Ya bayramlarda yollar için olağanüstü güvenlik önlemleri alınmalı ya da bayramlar 9 güne tamamlanmamalı. Varsın 3-4 gün az tatil yapalım.
  1. 5. Devletin tehlikeli noktalara koyduğu radarların büyük bir kısmı biliniyor. Örneğin Ankara da Eskişehir yolu, veya Gölbaşı yolunda radarlı kısımlar da herkes tın tın giderken radarı geçer geçmez aniden çıldırmış gibi basılıyor gaza. Olacaksa her noktada olmalı o kamera.
  1. 6. Özellikle toplu taşıma araçlarının ve tır, kamyon gibi büyük araçların şoförlerinin özel denetim ve eğitimlerden geçmesi gerekiyor. Minibüs şoförlerinde ki “yılların şoförüyüm, ustayım ben vb. düşünceleri” ve tır şoförlerinin “ben bir araç için frene bile basmam” yaklaşımları yeri geliyor bir aileyi veya insan topluluğunu yok etmeye yetiyor.
  1. 7. Gurbetçi ailelere özel uygulama veya takip sistemi getirilebilir. Yolun çok uzun olmasından ötürü uzun sürede aşırı hız yapmaları kaçınılmaz oluyor. Kritik veya değişken bölgelerde zorunlu mola noktaları oluşturulabilir. 5-10 dakika bile olsa dikkat toplama açısından önemli.
  1. 8. EGM’den cep telefonlarına gönderilen mesajlar nekadar etkili bilemem ama güzel bir başlangıç. TV’lerde reklamlar verilmesi, sevilen dizi ve programların arka planlarında bu konunun gündemde olması olumlu bir etki yapacaktır. Emniyet Genel Müdürlüğü bu sorunun üzerine acilen eğilmeli.
  1. 9. Gerekirse Mecliste bu sorun üzerine bir komisyon kurulmalı, eğer bu konularla ilgilenen bir komisyon varsa da çalışmalarını yoğunlaştırmalı. Türkiye de senede –ortalama- 70.000 trafik kazasında 4.000 kadar insan ölürken bu rakamlar İngiltere de 210.000’e 4.000, Avusturya da ise 43.000’e 930. Gerekirse bu ülkelerin bu konularda uyguladığı prensip ve kurallarda uygulanabilir.

Bilemiyorum daha nerelerde yanlış yapıyoruz. Sadece ölüm rakamları üzerinden yaptık bu analizleri, yaralanmaları hesaba hiç katmadık bile. Lütfen gelip bizi de vurmadan bu teröre bir dur diyelim.

*İstatistik rakamları 2007-2010 yıllarına ait ancak güncel verilere bakıldığında pek gözle görülür değişiklikler yok.

Kaynaklar: http://yenisafak.com.tr/Gundem/?t=27.08.2011&i=337742,http://www.tumgazeteler.com/?a=2109114, http://www.obitet.gazi.edu.tr/obitet/hava_yastik/ulkemizdeki_istatislikler.htm, http://www.trafik.gov.tr/istatistikler/10_yil_istatistik.asp