
Evimdeyim, İstanbulda. Kurban bayramını fırsat bilerek 1 hafta erken geldim eve. Uzun tatilimin son raddelerinde evde tıkılıp kalmış olmanın can sıkıntısı da var üstümde. Bir şeyler yapmam lazım diyorum ama bu şehirde bir aktivite yapmak bile o kadar zor ve sıkıntılı ki. Gazetemi okurken “Tuyap Uluslararası Kitap Fuarı” şeklinde bir reklam çarpıyor gözüme. Şimdi Allah bilir nerelerdedir diye geçiriyorum içimden. Biraz sınır mahalle sayılır oturduğumuz yer, merkeze uzaklığımızı ne sor ne ben ölçeyim. Ardından televizyonu açıyorum, Tuyap reklamları çarpıyor gözüme. Babama dönüp “nerde bu Tuyap?” diye soruyorum ve cevap oldukça memnun edici : “Hemen şurda ya, yolun öbür tarafında, yakın yani” Ertesi gün Pazar günü olduğu için güzel bir aktivite olabilir diye önerirken evdekilerde olur tabiî ki diye onaylıyor.
Geceleyin yatınca beni bir heyecan kaplıyor, şeklinde başlamayı çok isterdim ama o yaşları geçeli çok oldu herhalde. Belki kardeşim o yaşlarda olabilir ki sabahın aydınlığında tepemde beliriyor. Kalkıp hızlıca kahvaltımızı yapıyor ve acele acele giyinip çıkıyoruz. Arabada giderken mekanı canlandırıyorum zihnimde. Kitap fuarına Ankarada -“Kocatepe Kitap Fuarı’na”- gitmiştim daha önce. Hemen hemen aynı büyüklükte, belki az daha büyük, çeşitli yayınevlerinin bir salonda toplanmasıdır en fazla diyorum. 10-15 dakika kadar sonra mekandayız. İlk şoku park alanına girerken yaşıyoruz. 12 tl park ücreti isteniyor. Bir kitap param park ücretine gitti bile. Arabayı park alanına bırakıp hep beraber – babam, kardeşlerim, ben - salona geçtiğimizde ikinci şok geliyor. Girişler biletli imiş ancak öğrenci ve öğretim görevlileri kart gösterip bedava girebilirlermiş. Neyseki hepimiz kartlarımızla girebiliyoruz. Ve salon kapısının önünde kapıların açılmasını bekliyoruz.
Kapılar açılıp içeri girince ufak bir baş dönmesi yaşamadım değil. Mekan hem büyük, hem de çok yüksek. Hangi yana döneceğinize, hangi standa bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Aklımda oluşan Kocatepe Kitap Fuarının 2 katı büyüklüğünde bir salon belki de. Önce tüm stantları gezelim, aklımızda bir liste oluşsun en son alır çıkarız diyorum. Aksi halde o ilk gazla toplasam kitapları ne kredi kartımda limit ne de cüzdanımda para kalacak. Salonu gezerken Timaş yayınlarına bir kitap sormam üzerine diğer salon standımızdadır demesi üzerine tek salonun gezdiğimiz mekan olmadığını anlıyorum. Toplam 10 salondan oluşuyor fuar alanı. Bunların 4-5 tanesi edebiyat yayınları, 2-3 tanesi sınavlara hazırlık kitapları satanlar, 2-3 tanesi adını sanını duymadığınız kitapçılar, sahaflar ve 3 tanesi de resimler, tablolar, heykeller.
Ayrıca her yayın grubu yazarlarına üst katlarda yer alan konferans salonlarında okuyucularla buluşma imkanı veriyor. Ben de salonların birinde gezmelerdeyken yapılan anonslardan duyuyor ve Mustafa Armağan’ın konferansına katılıyorum. Hani bir şarkıcının konserine gidersinizde sonra 1 ay onun etkisinde kalıp hep onun şarkılarını dinlersiniz ya, işte o hesap, bende çıkar çıkmaz derhal gidip kendisinin bir kitabını alıyorum. Ve ardından 2-3 başka kitap daha. Bu arada kitapların genelinde %20-25 oranlarında indirim mevcut. Ekstra güzellik yapanlarda var tabi. Kardeşime 3-4 tane, babama 2-3 tane kitap hediye etmeleri gibi.
Çıkış vakti geldiğinde bizimkileri bulabilmek için az uz uğraşmıyoruz. Sonrasında eve gidip aldığımız broşürleri inceliyor ve kitapları karşılaştırıyoruz ve tabiî ki en iyi seçimler yine benimkiler oluyor. Ayrıca erken giderseniz bir çok gazeteyi bedava alabiliyorsunuz. Eğer İstanbuldaysanız veya bigün biyerde denk gelirseniz 3'ün 5'in hesabını yapmayın, mutlaka uğrayın. Benim için oldukça farklı bir deneyimdi.





