17 Ekim 2011 Pazartesi

Mor Kazak

Girdim kapıdan, bir göz attım sınıfa

Üstümde mor kazak, yürüyecem aşka

Sen diyeceğim, benimsin, benim

Alacağım elini elime, patlayacak kalbim.


Ortalarda bir yerde, sağ yanda oturmuş

Elinde kitap, kulakta kulaklık, okurmuş

Gibi yapıyor, herkes gibi zaman geçirmeye

Çalışıyor belki de, bence onun kafası bende


Sesimi duyunca “selam naber?” diyeceğim

Gülümserse eğer acep diz mi çökmeliyim?

Ve başlayabilirsem konuşmaya diyeceğim;

“Niye olmasın, sen ve ben, çay içsek bari

Kantinden çıkınca ellerimiz bir olsa yani

Aşık olsak, maşuk olsak, canan olsak

Ben oldum da bunları, sen de diyorum hani…”


Boğazım düğümlenirse ne yaparım, bilmiyorum

Şimdiden titreyen el ayak beni tutmazsa diyorum

Anlar mı acep daha yüzümü görünce

Anlasa anlardı herhalde yüzümden

Her gün karşısında eridikçe…


Palas pandıras gidiyorum yanına, tek

Kaldırıp kafasını bakıyor yüzüme

Gözlerini az indirip “mor” diyor “en sevdiğim renk”

Önündeki sıraya oturup dönüyorum arkamı

Baksana diyorum bir çay içsek mi ne dersin?

2’şer şekerli, açık/demli, acep nasıl seversin?

“Sağol” diyor, yeni içtim, hadi derse geçelim


Hoca girer, işler Allah işler, sorular bana yağar

Cevap yok, of puf, bir kalp çarpıntısı tutar.

Önce elim kalkıyor ve Hoca “buyur” diyor

Ayağa kalkıp bakınıyorum, herkes de bana bakıyor

Arka sıraya dönüp gözlerini ararken

O çok utanmış olacak gözlerini kaçırıyor.

İstemsiz bağırıyorum “Bir çay içelim mi nolur”

Yüzü önce kazağımın rengi gibi mor sonra kırmızı

Saf hocam ne dese beğenirsin “ikinizde dışarı”


Kapının önünde bulunca kendimizi pek sinirli bir bakış üstümde

2 adımda yanımda, kalbimde çarpıntı, yanma var içimde

Sıkıyor yumruğunu, korkuyorum, indirecek yüzüme

Derken sarılıyor sımsıkı ve hayli hüzünlüce

2-3 gözyaşı sonra hafif gülümseme


“Ben” diyorum “nasıl da yaktım sana abayı”

“Sen” diyor, “Sersem şey… Hadi içelim şu çayı”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder