Bari televizyon izleyeyim diyorum. İlk açtığım ağlayan kadın'ın oynadığı dizi. Ağlayan kadın diyorum zira ne zaman görsem ağlıyor. Kanal değiştiriyorum; Guatemala'nın para birimini soran bir yarışma. ''quetzal'' diyorum geçiyorum. Sonrasında niye dövüştüğünü bildiklerine inanmadığım bir kaç uzakdoğulunun dövüştüğü bir filmde on beş saniye duraklayorum. Ankara havası söyleyeceğini tahmin ettiğim şarkıcıya ağzını açtırmadan geçiyorum. Sonra bir kanalda milli takımın maçına denk geliyorum. ''milli takımın maçı mı vardı bugün'' diye düşünüyorum. Gerçekten kopmuşum dünyadan. Maç da zevk vermiyor. Bir sürü adını bilmediğim oyuncu oynuyor. Spikerin dediğine göre gelecek on yılın kadrosunu kuruyormuş teknik direktör. Televizyonu da kapatıyorum.
Dışarı atıyorum kendimi. Yürüyorum, karışık düşünceler var beynimde. Yarın üniversitede çocuklara hangi konuyu anlatacağımı düşünüyorum. Sonra yarının pazar olduğunu hatırlıyorum. Sonra sırasıyla köydeki annemi, eski arkadaşım Ali Haydar'ı, kapıcının verdiği evrakları düşünüyorum. Tam o sırada telefonuma bir mesaj geliyor. Açıyorum. Ortalardan bir kelime takılıyor gözüme ilk olarak: mamafih. ''mamafih ne?'' diyorum kapatıyorum telefonu. Arkadaşa bir küfür yolluyorum gıyabında.
Çay içmek istiyor canım. Bir kıraathaneye giriyorum. Maç izleniyor heyecanla. Gelecek yıllar için güven vermeyen bir oyun oynuyor millilerimiz. İki sıfır yeniğiz. Çıkıyorum oradan da. Fazla uzaklaşmadan sevinç çığlıkları duyuyorum. Gol attık galiba. Sevinemiyorum.
Kaldırımlar bomboş. İnsanlar nerde diyorum. Bu cumartesi akşamında daha saat onbirken nerdesiniz Ankara halkı! İnsanlara çarpmaya çarpmaya ilerliyorum kaldırımda. Aklıma ''mamafih'' geliyor. Neydi manası? Dilimin ucunda ama bulamıyorum. ''neydi, neydi?'' diyorum seslice. Fakat.....
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder